Zeytinbağı’ndan çıktığı yolda İstanbul dönüm noktası oldu. Başarı merdivenlerinde adım adım yükselen bir isim.. Altan Matbaacılık’ın kurucusu Ali Avcı…
nbsp
İstanbul’da Altan Matbaacılık’ın kurucusu Zeytinbağı doğumlu Ali Avcı (57) merak ederek başladığı ve azmederek öğrendiği meslekte tecrübelerini 25 metrekarelik alanda kurduğu matbaa ile hayata geçirdi. Üç kardeşi ile çekirdekten yetiştikleri sektörde şimdi 3 bin metrekarelik tesiste 50 çalışanı ile tüm basım işlerini yürütüyor.
nbsp
Röportaj:nbspnbspnbspnbspnbsp Yavuz GERÇEKÇİ
Fotoğraflar: Çetin GERÇEKÇİ
nbsp
Mudanya’nın Zeytinbağı Beldesi’nde 1952 yılında doğan ve 5 yaşında önce Bursa’ya üç yıl sonra da İstanbul’a göç eden ailenin ilk bireyi Ali Avcı.. Azmi ve cesaretiyle adım adım başarı merdivenlerini çıkan bir isim. Matbaacı çırağı olarak İstanbul’da başladığı meslekte muhtelif matbaalarda baskıcı ve operatör olarak çalışan Ali Avcı 2. Dünya Harbi’nde Yunus Nadi’nin sakladığı adamlardan biri olan Cumhuriyet Gazetesi’ni çıkartan “matbaacıların duayeni” diye tanımladığı Alman usta Wilblumer’in kapısını defalarca aşındıranlardan biri. Alman terbiyesi aldığı ustasıyla birlikte meslekte büyüyen edindiği çevre ve tecrübesini Ankara’da çalıştığı sırada kardeşleri ile birlikte matbaa tesisi kurmaya karar veren bir işadamının öyküsü.
Sizleri Zeytinbağı’ndan çıktığı mücadelede doğduğu yeri unutmayan Ali Avcı’nın örnek alınacak hayat mücadelesiyle dolu bir sohbeti ile baş başa bırakıyoruz.
nbsp
Öncelikle klasik olacak ama kısa özgeçmişinizi sizden dinleyelim...
17 Ağustos 1952 Tirilye’de doğdum. Yaklaşık 1956-1957 yılları arasında Tirilye’den Bursa’ya göç ettik. İlkokulu Bursa Mithat Paşa İlkokulu’nda okudum. Daha sonra 1960 ihtilalinde İstanbul’a göç ettik.1964 yılında Yörük Matbaası’nda çırak olarak işe başladım. 7 yıl muhtelif matbaalarda baskıcı ve operatör olarak görev yaptım. 1970 yılında Alman şirketi olan Türkiye’ye matbaa makineleri mümessilliğini yapan Wiliblumer İthalat’ta operatör olarak girdim. Uzun yıllar monitörlük işi yaptım. 39 yaşında emekli oldum. 1979 yılında Altan Matbaacılık’ı kurduk. Kardeşlerim ve oğlumla birlikte faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Basım Mensupları Derneği üyesi olup Basım Eğitim Vakfı’nın kurucu üyesi ve aynı zamanda Mütevelli Heyeti olarak görev yapmaktayım.
nbsp
Zeytinbağı’ndan 5-6 yaşında iken göç ettiniz ama büronuzda da gözlemlediğimiz kadarıyla bu beldeye olan hayranlığınız devam ediyor. Zeytinbağı’nın bloknotları masanızı süslemiş..
Tabiî ki biz küçük yaşta Zeytinbağı’nda göç ettik ama beldeden bağımızı hiçbir zaman koparmadık. İlkokulda okurken yaz tatillerinde orada dayımların yanında boş vakitlerimi geçirir orada çıraklık yapardım. Yine o yaşlarda Düzenli Minibüslerinde muavinlik bile yaptım. Şu anda da sene 12 ay biz mutlaka 5-6 kez Tirilye’ye gideriz. Halen evimiz mevcuttur. Babamızın malı mülkü mevcuttur. Her ne kadar oradan koptuysak da oradaki bütün arkadaşlarla birebir 650 hanenin 350’sini mutlaka tanırım. İsmen tanırım lakaplarıyla tanırım. Bizi de orada “Avcı Mustafa’nın çocukları” diye tanırlar.
Peki şimdi dilerseniz bu başarı yolculuğunu aşama aşama dinleyelim. Çıraklıktan matbaa sahipliğine ulaşan bu yolculuk nasıl başladı?
Zeytinbağı’ndan Bursa’ya göç öncesinde babam Marmara Otobüsleri’nin ortaklarındandı. Göçümüzle birlikte tekstilciliğe başladı fakat üç yılda bu işi de bıraktı. 1960 ihtilali yeni olmuş ve biz İstanbul’a Sultanahmet Akbıyık’a göç ettik. Babamın ısrarına rağmen kendi ihmallerimizden ötürü okuyamadık. Bizim bulunduğumuz muhitte herkes bir yerlerde çalışıyordu. Kısa sürede köfteci manav çıraklığı gibi değişik işler yaptım. 1964 yılına kadar çeşitli yerlerde okul tatillerinde çalıştım. Zaten matbaacılığa başlangıcımız bu yıl oldu. Eniştem köftecilik yapardı Tahtakale’de dükkanı vardı. Enişteme bu işi sevmediğimi matbaa çıraklığı yapacağımı söyledim. Eniştemin arkadaşının vasıtasıyla 1964 yılında Yörük Matbaası’nda işe başladım. O zamanın güçlü işletmelerinde biriydi. Onlardan çok şey öğrendim. İtaat ettik ustalarımıza bize de güzel şeyler öğrettiler. Patronum bugün 90 yaşında ve hâlâ sağ. Ona minnet duyuyorum. Çünkü o yıllarda benim sigortalılığımı başlatmış. “4241927” sigorta numaram hâlâ aklımda. Bu sayede 39 yaşında emekli olmamı sağladı.
Yörük Matbaası ile birlikteliğiniz ne kadar devam etti?
6 sene çalıştım bu matbaada devamlı. Benim ustam olan Tatar Necmi (Karpuz) bizim işyerinden ayrıldı ve beni de beraberinde götürmek istedi. Zorla birkaç yere götürdü. Bir gün ben matbaada operatörlük yaparken makineyi tamire gelen birkaç arkadaş gördüm ve bu işe merak sardım. Makinelerin tamirine başladım. Ondan sonra matbaa makineleri tamiri işine de el atmış oldum. 1970 yılında Türkiye’ye matbaa makineleri getiren Alman şirket Wiliblumer İthalat’a girdim. Yalnız buraya giriş için bayağı uğraştım.
Nasıl yani?
Wiliblumer Türkiye’nin en önde gelen ustalarından biriydi. Kendisine işe girmek için 3-5 kez gittim işe almadı. Ondan sonra bir takım elbise diktirdim ve bir kez daha çıktım karşısına. “Sen çok geldin buraya ne istiyorsun” dedi. “Bu elbiseyi size güzel görünmem için borç yaparak aldım. Sizin şöhretinizi duydum yanınızda çalışmak istiyorum. Ben bu işi yapmak istiyorum” dedim. Daha önce çalıştığım makinelerin seri numaralarını söyledim. Birisini çağırdı ve “Bu gence bir iş vereceksiniz daha sonra kontrol edeceğim” diye talimat verdi. Gümrükten yeni çıkmış bir makine vardı. Yağ-pas içerisinde çamurda kalmış makineydi. Ben onu temizledim. Bir hafta sonra “makineyi görebilirsiniz” dedim. Şöyle bir makineye baktı ve “Bunu sen mi temizledin öyleyse işe garanti alındın” dedi. Daha sonra beni Almanya’da Heidelberg baskı makinelerinin tesisine kursa gönderdi. 1971 yılında çok zor bir ortamda kursa gittim. Üç ay kadar kurs yaptım. Bundan böyle Türkiye’de resmi monitör oldum. Ardından ithal edilen muhtelif makineleri çeşitli matbaalara montaj yapıyorduk. Bu arada pazarı öğreniyor çevre ediniyorduk. Firmanın tabiî ki büyük itibarı vardı. Resmi olarak 10 yıl monitörlük yaptım.
Sonra..
1980 yılında Ankara’da çalışıyordum. Aslında işi de bırakmaya niyetim yoktu. Ama kendi adıma da bir şeyler yapmak istiyordum. Çünkü 1975 yılında evlenmiş bir de “Altan” adında bir çocuğum olmuştu. Geçim zorlaşmıştı. Ankara Rüzgarlı Sokak’ta Güneş Matbaacılığın olduğu yere gitmiştim. Burası hayatımın dönüm noktalarından biriydi. Ortalığı süpüren sendikalı bir adam ikide bir sigarayı yere atıyor bana da “Delikanlı usta sen kaç para alıyorsun” diyordu. Anladığım kadarıyla benim yaptığım işi çok kaliteli görüyor ve çok para aldığımı hissediyordu. Ertesi gün kağıda yazdık ne ücret aldığımızı. O vakit öğrendim benim aldığım 1.400 TL maaşımın onun iki katını aldığını.. Patrona konuyu direk açamadım. Durumu önce benim bağlı olduğum müdürüme daha sonra da patronuma anlattım. Başımdan geçen bu olayı anlattım bu işten ayrılacağımı söyledim. O kadar strese rağmen bu işten para kazanamadığımızı söyledim. Gerekirse baba mesleği şoförlüğe döneceğimi belirttim ve iyi bir şekilde ayrıldım. Serbest piyasada matbaa makineleri tamiri yapmaya başladım.
Serbest piyasaya adım atarken herhangi bir güçlükle karşılaşmadınız mı?
Bu süre içerisinde edindiğimiz çevre ve tecrübelerle isim yaptık. Lakabımız “Monitör Ali” olarak yayıldı. Kimseyi kırmıyor herkesin işini yapmaya özen gösteriyorduk. Piyasada tutulduk. Kısa sürede sermaye oluşturduk. Bu sırada kardeşim Alaattin Avcı askerden geldi. Kendisi elektrik mühendisi idi. Birlikte matbaacılık yapmayı önerdim. Tabi sermaye lazımdı. Benim kendimin iş arabası vardı 400 TL’ye onu sattık. Babam da taksisini 1.500 TL’ye sattı. 1987 yılında Altan Matbaası’nı kurduk. Bu arada küçük kardeşim Aydın Avcı da biz matbaa işlerine yönelince o da Matbaacılık Okuluna başladı. Çemberlitaş’ta 25 metrekare yerde işe başladık. Ama ben bu arada aynı dükkanı kullanarak monitörlük işine de devam diyordum. 2002 yılına kadar monitörlük yaptım ikinci el matbaa makineleri ticareti yaptım. Ancak matbaacılığın daha istikrarlı olduğunu gördük tüm gücümüzü matbaaya verdik. Her ne kadar tulumu giyip sabahleyin işe koyuluyorsam da matbaayı kardeşlerim Alaattin ve Aydın yönetiyorlar. Oğlum Altan da Marmara Üniversitesi Matbaa Yüksek Okulu Mezunu. O da bizimle birlikte bu sektörde.
Altan Matbaacılık’ın bugünkü konumuna gelirsek..
1980’li yıllardan bu yana kardeşlerimle birlikte çalışarak bugünlere geldik. Dürüstlüğümüzle çalışkanlığımızla hoşgörümüzle bugünlere ulaştık. Türkiye’de matbaacılar arasında isim yaptık. Her gün biraz daha iyi ne yapabiliriz düşüncesiyle yaptığımız işin kalitesiyle ürünleri hep güzelleştirerek hareket etmeye çalıştık. Teknolojisini yenileyerek entegrasyona giren firmamız şu an 3 bin metrekarelik alanda 50 çalışanı ile broşürden katalog baskılarına derginden kitaba kartvizitten billboarda kadar çeşitli imalatları gerçekleştirmektedir.
Son olarak söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Çekirdekten gelme kadroyuz. Birlik ve beraberliğimizde kardeşlerimizin tutumlarıyla bir yerlere geldik. Mesleğimizde ustalarımız olan başta Wiliblumer olmak üzere Mudanyalı Dündar Parmaksızoğlu ağabeyimizden de birçok feyiz aldık. Ağabeylerimizden ustalarımızdan gördüğümüz doğru ve dürüstlüğü her zaman ilke edindik. Hedefimiz işimize karşı taşıdığımız sorumluluğu layıkıyla daha da ilerilere götürmektir.
Haber 199 defa okundu.