MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Tevhide Türken

Sakallı Celâl

31 Mart 2016, 20:31

Tevhide Türken


Darmadağınık sakalı, iman tahtasına dağılmış salkım saçak saçları, kalabalık bir kuş ailesine yuva olabilirdi. Gençliğinde bu bakır rengi sakal, pek anlı şanlıydı. Yarım asra yakın ahbaplığımıza rağmen ‘soyadının yalnız olduğunu onun vefat ilanında öğrendim’ diyen “Sakallı Celal” kitabının yazarı Sayın Orhan Karaveli yazısına şöyle devam eder:

Munis bakışlı, dokunaklı zekası, tatlı sesiyle herkes tarafından sevilen, aranır, mütevazi evlerde lüks salonlara kadar çeşitli muhitlere davet olunurdu. Urbasında lekeler, postalları çamurlu kâh bohem, kâh aydın nükteler savurur, hikmetler saçar, sonra da işi varmış gibi aceleyle gider gölge gibi silinip, soyadının yalnızlığına sığınırdı. Bir gün ona ‘Sende bu kadar meziyet varken ve değersiz insanlar bile hayatta muvaffak olurken, sen niçin suyun yüzünde kalmayıp boğuluyorsun’ diye sormuşlar. Anlatayım demiş. ‘Bir köpeği suya atsanız tıpkı yürür gibi yaparak yüzer, boğulmaz, selamete ulaşır. Zira vücudunun yapısı buna göredir. Ağzı, burnu, denizaltı kulesi tarzındadır. İnsanoğluna gelince vücut yapıları köpeğinki gibi olmadığından ve alıştıkları yürüme hareketleriyle yüzemediklerinden su yüzünde kalabilmeleri hususi bir eğitimi gerektirir. Nice köpekler selamet sahiline yüzerken, lüzumlu talimi ve terbiyeyi almayan bir insan olarak ben dalgalarda boğuluyorum’ diyen Sakallı Celâl’in bir gün aleyhindeki asılsız suçlamaları nedeniyle içinde barındığı tek göz odasını basıp, suç delili ararlar ama bir şey yok. Hani nerede, söyle yerini, göster diye sıkıştırırlar. Aslan yeleli adam bir hâkim edasıyla işaret parmağını kafasına dokundurarak, ‘Aradıklarınız bunun içinde’ der.

20 Haziran 1962 tarihinde Hüseyin Korkmazgil, Yön Dergisi’ndeki bir yazısında, Sakallı Celâl için o da şöyle der:

Dostluğumuz aralıksız tam yarım yüzyıllıktır. O içimde sık sık özlemini duyduğum acı, çeşnideki tek insandı. Sakallı Celâl bireyci miydi, hayır. Güçsüz müydü, hayır. O gerçekten aydın, güçlü, seven, gören bir insandı. Fakat içinde yaşadığı toplum düzeni onu yararlı olma fırsatı vermedi. Zaten bu toplum aydınları ileriyi görenleri, erken doğmuşları, yiyerek geliştiği içindir ki, ilerleme kaplumbağa hızına eşit olmaktadır. Düzensiz toplumlarda mert insanın, iyi insanın, aydın insanın manevra alanı çok dardır. Sakallı Celâl, gericilikle savaştı. Bu savaşta yalnız bırakıldığını anladığı andan itibaren kendi kabuğuna çekilmiş kimseye boyun eğmeden inançlarından vazgeçmeden dilediği gibi yararlı olamamanın büyük acısını çekerek yaşamış ve ölmüştür.

Tarih, tek başına kavganın topluma, insanlığa pek bir şey kazandırılmadığını da açıkça gösteren bir örnektir. Gerçek aydınlar birleşmedikçe, birlik olmadıkça, kim bilir daha nice nice Sakallı Celâl’ler heba olup gidecektir. Aile kütüğünün kökleri Osmanlı yönetimindeki Bosna’ya kadar uzanan Sakallı Celâl, aslında bir Paşazade çocuğu olarak konaklarda büyümüş, Galatasaray’da okumuş, bütün Galatasaraylılar gibi o da hürriyete aşık, ilerici ve müthiş bir kültür adamı ve toplum insanıydı.

Ne yazık ki bizim yamyam toplumumuz, yaşamı süresince onun ve onun gibilerin kıymetini bilemedi. Az konuşur, çok kimseyi tanısa da az insanla görüşür birçokların garip bulduğu, eskilerin deyimiyle şahsına münhasır bir yaşam tarzı vardı.

Usta yazar Vedat Nedim Tör ise, bir yazısında, O’nun için şöyle der:

O, yalnızlığın ve yalnızların da piriydi. Yukarıda da kısaca belirttiğim gibi Sakallı Celâl, bir paşa oğlu olup zengin ve geniş bir aileye mensuptu. Galatasaray Sultanisini bitirmiş, Üsküp, Ankara, Kastamonu, İzmit okullarında Fransızca dersleri vermiş, idarecilik yapmış trenlerde ateşçilik, makinistlik, Aydın’da incir çuvallarını sırtında taşıyarak hamallık gibi işlere girip çıkmış kısaca bir baltaya sap olamamışlardandı. Bu iş değiştirmeler elbette başarısızlığından olmayıp herkesi şaşırtmak, daha çok işine geldiğine inandığı içindi. Suyla da arası pek iyi olmayan, zaman zaman güzel ve uyumlu giyinse de genelde üstünde eski bir ceket, yamalı pantolon, saçı sakallı birbirine dolaşık görünümüyle onu görenler M.Ö Atina sokaklarında elinde fenerle dolaşan ünlü filozof Diyojene benzetenler pek de haksız sayılmazlardı.

Bu konuda ünlü yazar Melih Cevdet Anday bir yazısında, o eski zaman kahramanı idi. Sakallı Celâl Bey, merhum, bugünlere sığmayan, bugünlerin sığ ve yoz ölçüleriyle değerlendirilmesi ve anlaşılması olanaksız bir kahramandı.

Yusuf Ziya Ortaç ise ünlü dörtlüğünde şöyle der:

“Ben hangi yolu seçeyim,

Hangi mesleğe geçeyim.

Dişçi, ateşçi, memur

Bir sakallı bilmeceyim”.

Bu makale 1835 defa okunmuştur.

Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Güçlü Sosyal Demokrat Parti kurulmalı..!
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Vah emeklim vah!
Tevhide Türken Tevhide Türken
Dostluk
Perihan Dirican Perihan Dirican
Alengirli
Efraim Pala Efraim Pala
Mudanya'da Akşener rüzgârı
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Kaptan zeytin alınırsa ne olur?
Metin Sezgin Metin Sezgin
Hak tecelli eyleyince
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Yavuz Bey oğluma..!
Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 28/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 20/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 13/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 06/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 30/01/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 23/01/2020

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci