MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Tevhide Türken

Sokakta aç bir adam

13 Aralık 2018, 15:06

Tevhide Türken


Konya'da Hükümet Konağı'nın önündeki meydandaydık. Adamın aniden düşüp, yerde boylu boyunca uzandığını görenler koşuşturdular, koluna girdiler. Ve onu sürüklercesine taşıyarak bir bankın üstüne  oturttular. "Bayılmış galiba" dedi kalabalıktan biri. "Belki de sarası vardır" dedi bir başka kişi. O ise ne olup bittiğini anlamak isteyen gözleriyle çevresine bakıyordu. "Hasta mısınız hemşerim" dediler. Karşılık vermedi. Boş gözlerle baktı. "Başın mı döndü" dediler, o yine boş gözlerle baktı. Çevresindeki kalabalık giderek büyüyordu. Güçlükle duyulabilecek bir sesle konuştu; "Açım" dedi ve belki güçsüzlükten, belki utançtan başı öne düştü. Onun o güç duyulabilen "açım" sözü bir anda kalabalıkta yayıldı, büyüdü. "Açmış, karnı açmış. Bir şeyler verelim adamcağıza sevaptır..."

Bir genç koptu kalabalıktan gitti bir bardak çay ve iki simit getirerek adamın oturduğu yere koydu. Bir başka kişi çayın şekerini karıştırdı. Aç adam, çaydan bir iki yudum içip simitlerin birinden bir iki lokma yedikten sonra "Allah sizden razı olsun" dedi. "Sabah bir şey yememiş miydin?" diye sordu onu seyredenlerden biri.. O başını yine öne eğdi. "Bu günle tam dört gün oldu" dedi. "Dört gündür bir şey yemedim..". Simit yemesi ve çay içmesi etraftaki meraklılar tarafından seyredilen bu adam, bu fotoğrafın çekildiği andan iki üç dakika önce yerde yatıyordu.

"Büyük Türkiye, kalkınan Türkiye. Ağır sandığı ülkesi Türkiye. Geçiniz, geçiniz. Türkiye'de dört gündür ağzına tek lokma girmemiş aç insanlar var" diyen ve bugün aramızda olmayan usta gazetecilerimizden merhum Mete Akyol, yukarıdaki yazısını şöyle sonlandırır.

"Geçmeyiniz. Burada bu aç adamların önünde durunuz. Elinizde de bir simit bulundurunuz hiç olmazsa" der.

 

YETİMİN HAKKI

Yazar Niyazi Tan da, bu konuyla ilgili bir anısını şöyle aktarır bizlere:

Tarihini kesin olarak hatırlamıyorum. O hafta bizim sınıfımızdan Reşadiyeli Kâzım Kılıç, fırında görevli idi. "Bir gün Ömer Şahin ile bana fırına gelirseniz size bir ekmek veririm" dedi. Sevinmiştik. Ekmeği dilim dilim kesip yiyecektik. Sözleştiğimiz gün fırına gittik. Kazım bize ustadan izin alarak bir ekmek verdi. Ekmeği saklayarak yemekhaneye geldik. Yusuf Kurça'da bize katıldı. Yusuf, temsil kurulunda görevliydi. Sahnenin arka bölümünde bulunan soyunma odasının anahtarını taşıyordu. Kapıyı açtı içeri girdik. Masanın etrafında oturduk. Ekmeği dilimleyip yiyecektik. Daha birer lokma ağzımıza almadan kapı çalındı, irkildik. Sesimizi kısarak bekledik. Ne var ki dışarıdan bir ses geldi. "Kapıyı açınız sizi gördüm, boşuna beni bekletmeyiniz" diyordu. Sesin sahibini tanımıştık. Bu ses öğretmen S.B. O hafta nöbetçi öğretmendi. Çaresiz kaldık kilitlediğimiz kapıyı açtık Öğretmen içeri girdi. Önümüzde ekmeği görünce öfkelenmişti. "Oğlum ne hakkınız var bu yediğiniz ekmekte daha doğmamış çocukların bile hakkı var. Ambarda un kalmadı" dedi. Biz, kendimizi savunduk ama faydası olmadı. Yemekhane nöbetçisini çağırdı. "Dilimlere ayırdığımız ekmeği ona al oğlum. Bu ekmeği dolaba koy. Bunda yetim çocukların da hakkı var" dedi.

Sonra bizi yarın idareye çağırdı. Ertesi gün biz üç arkadaş öğretmenimizin odasına gittik. S.B. masa başında oturuyordu. Karşısına dizildik. S.B tek tek ifadelerimizi aldı sonra orta parmağı ile gırtlağına vurarak, "Bak oğlum ambarda un kalmadı. Siz yetimlerin bile hakkı olan ekmeği yiyorsunuz. Yiyemezsiniz oğlum, yiyemezsiniz. Bu ekmeği yemeye hiç hakkınız yok" dedi. Öğretmenimiz çok sinirlenmişti... "Sizi disiplin kuruluna vermiyorum. Bu kez bağışlıyorum. Haydi gidiniz" dedi. Odadan çıktığımızda kuş gibi uçuyorduk. Sevinçle sınıflarımıza koştuk.

 

KÜÇÜK BİR ANI

İkinci Dünya Savaşı'nın hüküm sürdüğü yıllardı. Ülkemiz savaşa girmemiş olsa da ihtiyati tedbir alarak başta ekmek olmak üzere bazı ürünler karneye bağlanmıştı. Evin en küçüğü 8-9 yaşlarında olmalıyım. Benim de görevim yaz-kış demeden her sabah mahalle fırınının önünde uzayıp giden, ekmek kuyruğunda sıraya girip beklemek sıra bana gelince de avucumun içinde sıkıca tuttuğum posta pulu görünümündeki minik ekmek karnelerini verip fırıncının bana verdiği ekmekleri alıp, evimize getirmekti. Bir gün büyüklerim bana ekmek vermediler. Sebebini sordum. "Bugün eve noksan ekmek getirdin" dediler.

Bu makale 727 defa okunmuştur.

Perihan Dirican Perihan Dirican
Duvar
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Yüreği olan yargılar
Metin Aytürk Metin Aytürk
Salgın, Belirsizlik, Güvensizlik...
Efraim Pala Efraim Pala
Covit 19 ile mücadelenin bedeli
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Sadeleşmek
Tevhide Türken Tevhide Türken
Çocuklarımız
Metin Sezgin Metin Sezgin
Her birimiz Mustafa Kemal Atatürk olmalıyız (2)
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Kaptan zeytin alınırsa ne olur?
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Yavuz Bey oğluma..!
Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 02/04/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 26/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 19/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 12/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 05/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 28/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci